9.7 C
İstanbul
Salı, Mart 5, 2024

BİZ ŞİMDİ KİMDEN HESAP SORACAĞIZ! DEPREM GERÇEKLERİ…

Okumadan geçme!

Bu depremde yıkılan binaların ve kaybolan canların sorumluları kim! Geleceği çalınan insanlarımızın, sevdiklerini kaybeden vatandaşlarımızın adına hesap sormayı da hesap vermeyi de öğrenmemiz lazım!

Siyasetçilere hesap sormamız mümkün görünmüyor. Hem her şeyi manipüle edip soruları cevapsız bırakacak uzun konuşmalar yapıyorlar hem de bir kısmı bu sorulara cevap vermek yerine soranı vatan hanini ilan ediveriyor. Hesabı sorulmayan hiçbir suçun sonu da gelmez. Sürekli kendini tekrar eder. Failler her geçmişten güç alarak suçu daha çok ve daha karmaşık şekilde işlemeye devam ederken başkaları da bu durumu örnek alarak onların kervanına katılmaktan imtina etmez. Öyleyse kime hesap soracağız.

Bu durumda ben kendimi ortaya atıyorum. Bütün mimar meslektaşlarım adına bana hesap sorabilirsiniz. Bu işin taraflarından biri biz mimarlardır.

Lütfen hesap sorun ve bende size cevap vereyim! Hesap sorun ki acımız tazeyken, bu günleri unutmadan gerçekler ortaya çıksın. Hesap sorun ki hep birlikte bu son acımızdan ders alalım, ve geleceği değiştirebilelim.

Konu karmaşık ve hepimiz çok üzgünüz. Bu sebeple ben biraz yardımcı olayım çünkü bu üzüntü ile hesap sormaya nereden başlayacağınızı bilemiyor olabilirsiniz.

1)Projeler hatalı mı? Neden binalar yıkılıyor.(Mimarlar,Mühendisler…)

Yapı projelerinin iki önemli sahibi vardır. Mimarlar ve İnşaat mühendisleri. Bir binanın mimarisi hatalı olduğu için bina yıkılmaz ancak çirkin ve zevksiz bir yapı olur. Ama statik projesi hatalı ise bu bina yıkılabilir. Peki statik projeler için İnşaat mühendislerine mi hesap sormalıyız. Sorunun cevabı net ve evet. Bazı projelerde statik proje mühendisini mimar seçer bazılarında iş veren olan müteahhit. Ancak sorumluluk projeyi çizen mühendiste, projeyi inceleyen yapı denetim firmasında ve belediyedeki statik büro çalışanındadır.

Statik projeler zemin etüt değerlerine ve mimari projeye göre dizayn edilir. Her zeminde yapı inşa edilebilir ancak ona uygun proje üretilmesi gerekir. Eğer zemin durumu inşa edilecek proje için uygun değilse, bu noktada da İnşaat Mühendisinin doğru yönlendirmeyi yapması gerekir. Proje hatasından dolayı binalar yıkılabilir ve bunun sorumlusu olan 3 tane İnşaat mühendisi vardır. Proje mühendisi, Yapı denetim firmasının mühendisi ve belediyedeki Statik Büronun kontrol mühendisidir. Sistemde 3 mühendis olmasına rağmen bir yapı yıkılıyorsa üçü de görevini yapmamış demektir.

En trajik gerçek şu dur ki bu üç mühendis de çoğunlukla sistem tasarımı yapıp proje hesaplarını bilgisayar olmadan kendisi yapabilecek seviyede mühendis değildir. Yani aslında projesini verdiği şeyi tasarlama yetisine sahip değildir. Ülkemizde inşaat mühendislerinin %5 inden daha azı proje hizmeti sunar ve bunun da ancak yüzde 5’i bilgisayardaki paket programlar olarak adlandırılan statik proje hesap programları olmasa kendileri statik hesap yapabilecek seviyede mühendistir. Bu programlar sebebi ile kişisel olarak yeterliliği olmayan mühendis diplomasını bir şekilde almayı başarmış kişiler proje yapıyoruz diyerek ortaya çıkmış ve sektörde kirlenmeye sebep olmuştur. İtiraz edenler olacaktır. Test etmesi çok kolay. Hemen itiraz eden mühendis dahil 100 mühendis seçip bir projenin hesaplarını yapmasını isteyelim. Yapamadıklarını ve verdiğim oranın doğruluğunu göreceksiniz. Şantiyelerde tecrübeli proje mühendislerini danışman olarak tutarak belediyeden onay almış ancak birçok hatalar içeren statik projeleri revize ettirerek uygulasak da bunu yapan firmaların toplam sektör oyuncuları içinde küçük bir azınlık olduğunu bilmenizi isterim.

2) İnşaatlarda kullanılan malzeme ve işçilik kalitesi kötü mü?

Ülkemizde inşaatlar genelde betonarme karkas sistem ile yapılmaktadır. Betonarme ile ilgili yönetmeliklerimizin yeterli olduğunu ve malzeme konusunda da doğru ve yeterli standartlarımız olduğunu varsaysak bile(son depremden sonra güncelleneceğini düşünüyoruz) şantiyede yapılan işçilik, şantiyeye ulaşan demir ve beton kalitesi çoğu zaman kötüdürAyrıca uygularken de bir sürü hata yapılır. Yoğun nüfuslu yerlerşim yerlerinde belediyeler de bu hataları beton döküm saatlerine müdahale ederek artırır. Yapının betonarmesi çok hassas bir süreç olmasına rağmen zabıtalara verilen talimatlar ile yapılar üretim aşamasında belirlenen çalışma süreleri sebebi ile betonarme açısından yanlış uygulamalara mecbur kalmaktadır. (Kadıköy gibi bazı ilçelerde tek seferde dökülmesi gereken betonlar o binalarda oturacak insanların şikayeti sebebi ile kısıtlı zaman aralığında dökülmekte ve bölünerek dökülmektedir. Mesai saati geçilirse ceza kesilmektedir. ) İmalatı denetleyecek firmalar olan yapı denetim firmaları vazifelerini çoğunlukla göstermelik olarak yapmakla birlikte beton ve demir kırım ve çekme testleri kötü çıkarsa sonuçlar değiştirilmekte ve yüksek gösterilmektedir. Bu hile yapılamazsa test için binadan alınan karot değerleri yüksek gösterilmektedir. Bunun gerçekliğini hemen hemen hiçbir binanın numune alınmasına rağmen beton veya demir test değerleri yeterli çıkmadı denilerek yıkılmamasından anlayabilirsiniz. 28 günlük beton sonuçları çıkana kadar 4 kat yükselen binayı 4 kat alttaki kolonun beton değeri kötü çıktı diye yıkan hiçbir müteahhitte rastlamadım . 28 günde beton numune test sonucu çıkan binaya müdahale edemeyeceğin şekilde haftada 1 kat yükselmenin önünde bir engel olması gerekmez mi? Müteahhitler, yapı denetim firmaları ve belediyeler işbirliği içinde bir rüşvet çarkı ile bu sorunu kendi aralarında çözmektedir. Bu konu sektör açısından tam bir paradoks içermektedir…

3. İmar emsal oranları hatalı mı?

İmar konusu siyasetin rant alanı olduğu için en büyük problemlerden biri de bu alandan kaynaklı olarak oluşmaktadır. Ülkemizde rant için birçok projede imar artışları sağlanmakta birleşen parsellere ekstra yüzde 30 imar izni vermek gibi(Ümraniye) yoğunluğu arttıran artışların yanı sıra rüşvet ve yolsuzlukla parsellerin imarı olması gerekenin 2–3–4–5 katına kadar çıkarılabilmektedir. (Örnek ; Avmler, özel yurt projeleri, gökdelen projeleri, sivil toplum kuruluşu olan bazı vakıflar tarafından halk yararı bahanesi ile imarı yükselttirilip sonra vakıflardan şahıslara bedelsiz veya küçük ücretlerle devredilen projeler…) Taşkışla’nın altındaki gökdelen projesinde gerekli imarı vermek için belediyeler arasında sınır değişimi bile yapıldı ülkemizde.

Bu yüksek ve yoğun yapılaşma binaların statik çözümleri açısından karmaşıklık getirmesine rağmen bilgisayar programları olmasa kendisi hesap bile yapamayan bazı inşaat mühendisleri çok cüzi ücretlerle bilgisayar programından çıkan projeleri incelemeden ve kontrol etmeden teslim etmektedir.(Unutmayalım mühendislik zor bir iştir. Belirli bir sayısal zeka ve altyapısı olmayan biri üniversitede kopya çekerek bu bölümü bitirse de bu hesapları anlayamaz ve yapamaz …)

Ayrıca yoğun yapılaşma deprem ivmesi ve kuvvetlerinin binanın yükü oranında katlanmasına sebep olmakta ve yıkıcılık etkisini çoğaltmaktadır.

Başka bir problem ise metrekareye düşen insan sayısının ve bina başına tehlikeye attığımız insan sayısının bu yüksek imar oranları sebebi ile arttırılmış olmasıdır.

Yollarının genişlikleri, altyapısı , şehir donatıları (parkları, kamu hizmet binaları sosyal ve kültürel alanları , otopark alanları vs..) imar artışı ile aynı oranda arttırılmayan şehirler belediyelerce üretilen ve müteahhitlerle paylaşılarak siyasetin finansmanı başta olmak üzere haksız ve yolsuz şekilde kullanılan bu inşaat rantı ile şehirlerimize kıyılmaktadır. Ayrıca siyasetçiler ne kadar kalabalık bir şehri yönetirsek o kadar büyük bir siyasetçi oldukların düşündükleri için şehirleri planlamak ve halkı konfor içinde yaşatmak hedefi yerine kontrolsüz büyümeye sebep olacak imar hamleleri yapmakta, tarım ve orman alanlarını bile imara açılabilmektedir.

4. Şantiye şefleri ve saha mühendisleri yanlış imalat mı yapıyor!

Ülkemizde sahada demir donatı sayan, imalatın projeye uygunluğunu kontrol eden, geciken betona su katılıyor mu diye başında bekleyen, beton doğru şekilde vibratör kullanılarak yerine koyuluyor mu diye denetleyen, kalıp söküm zamanlarına dikkat eden ve uyan, betonu gerektiği kadar sulanması için takip eden mühendisler yok denecek kadar az sayıdadır. Ofislerde kripto paralar ile ticaret yapmaktan, youtube de film izlemekten yada arkadaşları ile goygoy yapmaktan kendini alamayan bu arkadaşlarımızın içinde işine sahip çıkan az sayıda iyi saha mühendisi ve şantiye şefi elbette bulunmaktadır. Ancak bu değerli arkadaşlar kimseye boyun eğmedikleri ve ilkeli oldukları için sevilmezler. Dışlanır ve onları işten attırmak için kumpas bile kurulur. Başka ülkede olsa madalya takılacak işine sadık bu insanları ne ustalar ne patronlar ne de iş arkadaşları sever. Çünkü sahada yapılan işin hızlıca bitmesi ve bir an önce satılması-teslim edilmesi onların dışında herkes için her şeyden önemlidir.

Ayrıca şantiyelerde mimarlar da inşaat mühendisleri de şantiye şefliği yapabilmekte olup bu konuda büyük bir hata vardır. Betonarme inşaat süresince sorumlu şantiye şefi İnşaat mühendisi olmalı, ince işler sürecinin sorumlusu olarak ise mimarlar kullanılmalıdır. Bir mimar betonarme inşaatın sorumluluğunu alamaz. Yapılan işi anlayacak eğitimi ve statik proje derslerini almış olsa da sahada odak noktası bu konu değildir. Sistemde bu konuda da çok ciddi bir hata bulunduğunu belirtmek gerekiyor. Umarım yasal bir düzenleme yapılır.

Ayrıca sahaya hiç gelmeyen ve şantiye şefi olarak imza atan ve müteahhitlerden para alan mühendis ve mimarlar bulunmaktadır. Mesleğin yüz karası olan bu insanlara karşı meslek odaları ve devletimizin bir yaptırım uyguladığına şahit olmadım.

5. Müteahhitlerin suçu nedir peki?

Taahhüt eden kişi yada kurum olan müteahhit bu alanda yetkili ve bilgili biri olmalı. Birçok teknik konuyu , projeyi, satın almayı sürecini ve riski yönetecek bu taahhüt sorumlusu insanların çoğunluğu ülkemizde cahil, eğitimsiz ve ahlaksız insanlardan oluşmaktadır. Para için mimar ve mühendisleri her türlü yanlışa itebilecek, tehdit edilebilecek, çıkarı için dairenin metrekaresinden tutunda her konuda yalan söyleyebilecek, sermayesi kara para olan binlerce insan ülkemizde müteahhitlik yapmaktadır.

Her şeyin en ucuzunu seçmeyi iş stratejisi olarak belirleyen, teknik konuları ve teknik insanları yönetme kabiliyeti olmayan bu ayak takımına paraları var ve lüks arabalara biniyor diyerek (nereden geldiği belli olmayan paralar… ) itibar ettiğimiz ve bu sektörden de para kazanmalarına izin verdiğimiz sürece deprem ülkesi olan Türkiye’de 100 yıl sonrada aynı şeyleri yaşamaya devam edeceğimize emin olabilirsiniz.

6. Belediyelerin ve belediye personelinin bu işin içindeki payı nedir?

Ülkemizde devlete sırtını yaslamak veya kapak atmak diye bir kavram var. Bu amaçla memuriyete adım atan bir kısım (çok büyük bir kısım) personel rüşvet ve yolsuzluk batağına batmış durumdadır. Müteahhitler ile işbirliği içinde her türlü yasal boşluğu kullanan ya da yasa ve yönetmelikleri çiğneyen, işbirliği içinde olduğu gruplardan rüşvet alarak rüşvet vermeyen mimar ve mühendislerin projelerini geciktiren veya onaylamayanlar da bu insanlardır. Belediyelerde proje okuyamayan ve projeden anlamayan yeni mezun iç mimarlar (mimarlar iç mimar çok ayrı eğitimler alırlar ve mesleki donanımları çok farklıdır. ) çalıştırıp rüşvetini aldıkları işlerin proje kontrol ve onaylarını konudan bir haber ve mesleki olarak yetersiz ve yetkisiz bu personele yaptıran da onlardır. Vazifesini hakkı ile yapabilecek derinliği olmayan, birilerinin adamı olmak sureti ile de kamudaki pozisyonunu sağlamlaştırıp ayrıca çıkar çetesi olarak organize bir şekilde hareket eden toplumun sırtında kene diyebileceğimiz nitelikteki insanlar ülkemizin her yanında bulunmaktadır. Bu insanlar onurlu devlet memurlarımıza da hayatı zehir etmektedirler.

Bu insanlar imar yolsuzluğu, beton ve demir numune sonuçlarının yetersiz ise rüşvet karşılığında değiştirilmesi, evraklarda sahtecilik yapılması, yasal boşluk veya değişikliklerin menfaat karşılığı güçlü müteahhitler lehine kullandırılması ve haksız rekabet oluşturulması ,onların devletteki personelleri,danışmanları olarak çalışılması … gibi birçok yanlış işin içindedir.

Belediyelerde rüşvet çarkı; zincirleme imza ve onay sistemi sebebi ile bir organize ve bir bütün olarak çalıştığı için dürüst ve ilkeli personel bu çarka katılmayı reddeder ve işini doğru şekilde yapmaya çalışırsa 3 aydan fazla dayanamaz ya istifa edeceği güne kadar mobing yapılır yada bir şekilde işten çıkarılır.

7. Yapı Denetimlerin yıkılan binalardaki payı nedir?

Yapı denetim firmaları içinde vazifesini yapanı ve projeyi — şantiyedeki imalatı ve numuneleri doğru şekilde kontrol edeni müteahhitler tarafından sevilmez. Yapı denetimler parasını müteahhidin belediyeye yatırdığı harçtan ancak belediye üzerinden ve onların inisiyatifi ile alıyor olmasına rağmen hangi yapı denetimle çalışacağı konusu müteahhit tarafından belirlendi uzun bir süre boyunca. İşte bu süreçte yapı denetimler müteahhitlere yaranmak ve işleri alabilmek için alacakları bedellerden geri iade para ödemek dahil birçok yapmamaları gereken iş yaptılar. Belediyedeki memurları rüşvetle hataları görmemeleri ve şantiyelerdeki imalatlara onay vermeleri için ikna etmek vazifesini müteahhitler onlara verdiBu konuda hep beraber binalarının yıkılmasına sebep olacak hatalar dahil olmak üzere birçok suç işlediler. Çünkü insan hayatı onların ortak menfaatinden daha değersizdi. Ayrıca yapılan binalar ayakta durduğu sürece sorun da yoktu.

Son dönemlerde bu konuda yapılan düzenlemeler, kura ile atanma gibi yöntemler yapı denetimlere nefes aldırdı diyebiliriz. Ama sektör hala istenilen seviyede değil.

8. Meslek odalarını da unutmayalım! Bu suçta onların da payı var!

Meslek odalarımız siyasetçi gibi söylemek üretmek ve projelere karşı siyasi tavır almak yerine asli vazifelerini yapsalardı keşke. Yani siyasetçilere laf yetiştirmek yerine mesleğin kalitesini ve meslektaşlarımızın meslek etiği içinde ve haksız rekabete uğramadan doğru ücretlerle çalışması ve standartlara uygun proje üretmeleri için çaba sarf etseydi keşke. Gerçek vazifelerini yapsalardı ve bunda başarılı olsalardı bugün bu durumları yaşamazdık. Ayrıca kendi meslek alanlarında ülkenin gelecek projeksiyonunu üretselerdi, üniversitelerde verilen eğitimi ve mezun sayılarını yönlendirebilselerdi halk ve siyaset kurumu tarafından saygı görürlerdi. Deprem oldu ve hiçbir meslek odası yetkilisi yok ortada. Maalesef siyasi olarak kadrolaşmış meslek odalarımız meslek konusunda derinliği olamayan yöneticilerinden bir türlü kurtulamadılar. Son dönemde olumlu değişiklikler var gibi görünse de bir odanın başkanı o mesleği en iyi yapan olmalı değil mi? Peki bizim meslek odası başkanlarımız kimler olmuş mevcut başkanlardan başlayarak geriye doğru bir bakar mısınız? Hangisinin meslekte saygı duyulacak bir geçmişi ve başarısı var.

1800 kelime ve 12000 karakterden oluşan bu yazıyı okuyan çok az kişi olacak belki ama ben vazifemi yaptım ve size gerçekleri açıkladım. Bu yazıyı okuyan gerçeklerden haberdar olur ve bu konuda bir farkındalık oluşur ümidi ile yazdım bunları. Ayrıca Büyük İstanbul depremi öncesinde sorunu tespit etmek ve çözüme fayda sağlamak için bir çaba, bir çığlık olarak görün sözlerimi.

Ben 18 yıldır mesleğimi tüm zorluklara rağmen en ilkeli şekilde yapmak için kendimi yıprattım. Emeğimden başka hiçbir şeyim yok. Eğitim alan,meslek onurunu bilen biri tüccarlaşamaz. Devlet önünü açmadığı sürece de emekle sermaye inşa edemez. Müteahhit olamaz. Bu düzeni değiştiremez.
Çok az sayıda müteahhit firmanın patronu mimar ya da inşaat mühendisidir. Onların da çoğunun geçmişi yolsuzlukla, mafya veya siyasetçiler ile işbirliği yapılarak inşa edilmiş kirli sermayelere dayanmaktadır. David Rockefeller’e atfedilen şu söz çoğu için geçerlidir. ‘’Bana kazandığım ilk bir milyonun hesabını sormayın daha sonra kazandığım her centin hesabını verebilirim’’ …

Bizler mesleğimden taviz vermedik ama kendi elimin değdiği işlerden başka hiçbir şeyi değiştiremedik. Çünkü arkamızda meslek odamız, halkımız yok. Çünkü emeğimizle hayatımızı kazanmak için gece gündüz çalışmaktan toplumla iletişim kurmak için yada siyasete atılıp yönetimde aktif rol almak için zamanımız ve maddi imkanımız yok.

Geleceği değiştirmek için sizlerin iradesine ve desteğinize ihtiyacımız var.

Küçük idealist bir azınlığın tüm maddi manevi zorluklara rağmen meslekte dik durup her şeyi doğru yapmaya çalışması maalesef pek bir şeyi düzeltmiyor. Dışlanıyor, dik durmanın ve ilkeli olmanın bedeli olarak zor bir hayatı kendimize ve ailemize yaşatıyoruz. Sıklıkla yanlış zamanda yanlış yerde var olmaya çalıştığımız hissine kapılıp hayattan soğuyoruz değer bulacağımız ülkelere göç etmemek için köklerimize tutunup sabır ediyoruz.

Her şeye ve tüm çabalarımıza rağmen sistemi sizlerin tercihleri desteği ve iradesi olmadan değiştiremiyoruz.

Çünkü o liyakatsiz belediye başkanlarını seçen, o müteahhitlere “sen kimsin, eğitimin ne, hangi vasıfla bu işleri yapıyorsun da bana bu evi satıyorsun” demeyen, belediyelerde, yapı denetimlerde, sahadaki imalatlarda kalitesiz işlere göz yuman sizlersiniz. Bu sözümü bireysel olarak algılamayın. 85 milyon insanın içinden birileri bunları yapıyor. Sen değilsen senin selam verdiğim komşun, diğerinin okul arkadaşı, ötekinin bir yakını…

Fail içimizde. Suçlu yanlış tercihler yapan ve yanlışa göz yumanlarımız. Ben hesabımı verdim. Sen de hesap sor. Sırayla herkese, kendinde de dahil… Sorunları çözmenin bilimsel yöntemi soru sormaktan ve öğrenmekten geçiyor. Sakın ha bu konuyu başka yerlere havale etme. Hesap sor. Soru sor. Cevapsız kalacak olsa da sor!

Her soru kendi cevabını yaratmak için dünyada bir şeyleri harekete geçirir. Bunu unutma!

Mimar. Ş.G.
08.02.2023
Kahramanmaraş Depremi vesilesi ile
Yanlış bir şey söylediysem ve haddimi aştıysam peşinen özür dilerim. Yaşananlardan dolayı çok üzgünüm. Gerçekleri haykırmak istedim.
Yaralılara acil şifalar dilerim. Hayatını kaybeden vatandaşlarımıza rahmet ailelerine başsağlığı diliyorum.

Sevgi ve saygılarımla

- Advertisement -spot_img

Daha fazla haber...

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

- Advertisement -spot_img

Son haberler